anasayfasite ağacıiletişim

Turk Русский English

DTA ÇALIŞMALARI

 

DÜNYA TÜRKLERİ ASAMBLESİ 5. KURULTAYI

 SONUÇ BİLDİRLERİ VE ESAS BELGELERİ

 

 

Türk Dünyası Birliğinin Esasları

 

 

Ord.Prof.Dr. Ermentay SULTANMURAT

Dünya Türkleri Asamblesi Genel Başkanı

Dünya Türkleri Asamblesi 5. Kurultayı

3-6 Kasım 2007., Çimkent- KAZAKİSTAN

 

Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi yeni bağımsız Türk devletlerimizin ortaya çıkışı Türk Dünyası’nda milli uyanış ve kalkınmada yeni imkanlar sağlamıştır.

Biz Türkler tarihimizin önemli dönüm noktasını yaşamaktayız. Eğer biz basit, günlük meselelerden çıkamadan yaşamaya devam edersek, günü geldiğinde, daha güçlü ve daha akıllı milletler tarafından asimile edildiğimizin farkına varamadan ilkel kabileler gibi tarih sahnesinden silinceğiz. Ancak, gelişmenin başka da varyantı vardır, o da, ego ve gururlarımızı bir yana itip, her birimizin birer parçası olduğumuz ulu Türk Milletini kurtarmak için birleşmektir.

İster ekonomik birlik, ister konfedarasyon olsun, ama önemli olanı bağımsız devletlerimizin  Türkistan bayrağı altında toplanmasıdır.

 

Kurultay Delegeleri:

Turan Partisi başkanı E. Sapraşev, N. Kaparov, H. Alhanajiyev Kumıkstan

 

Böyle olsaydı, Türk milleti şüphesiz manevi uyanışın mutluluğunu yaşayacaktı. Bundan dolayı biz Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı R.T.Erdoğan’ın Türk Devletleri Birliği hakkındaki teklifine, Kazakistan Cumhurbaşkanı N. Nazarbayev’in Orta Asya Devletler Birliği projesine, Kırgızistan Cumhurbaşkanı K. Bakiyev’e büyük umutla geleceğimizi bağlamaktayız. Bu doğrultuda Kazakistan ve Kırgızistan arasındaki anlaşma sonucunda Hükümetlerarası  Heyetin kurulması gibi net adımlar bizmi mutlu etmektedir. “Türkistan ortak evimizdir” diyen Özbekistan Cumhurbaşkanı İ. Karimov’un Türk Dünyası Birliği konusunda sıcak duyguları taşımakta olduğunu biliyoruz. Şimdi de Özbekistan lideri tarafından yapılacak adımlar sözkonusu süreci hızlandıracaktır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İ.Aliyev mevcut durumları dikkate alarak “...Türk Dünyasını daha da yakınlaştıracak birliğe ihtiyaç duyulduğunu” vurgulamaktadır.

Nasıl olursa olsun biz Türkler Türk Birliğini oluşturacak esasları hazırlamalyız. Şu an dünyada var olan çeşitli birliklerin çıkış sebebi ve amacı farklı olmuştur. Bundan dolayı mevcut birlikleri Türk Dünyasına bir şablon olarak değerlendirmek ya da onları bir örnek olarak almak büyük yanlışlık olacaktır. Biz kaybettiğimiz birliğimize yeniden ulaşmak için ve böylece zamana cevap verebilmek için tekrar birleşeceğiz. Biz bu birliğe gidebileceğimiz tüm yollardan gitmeliyiz, değerlendirilmesi gereken tüm uygar formülleri değerlendirmeliyiz.

Aynı zamanda DTA Türk Birliği için net sonuçlar verecek amaçları belirlemelidir.

Yüz yıl önce İsmail Gaspralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik!”düşüncesi bugünkü Türk Ata’nın torunlarının en büyük ihtiyacıdır. Bu Türk Birliği doğrultusunda samimi ve gerçek adımlar atmak isteyen tüm tüm Türk Dünyasının parolasıdır da...

Dil – bu sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda düşünüş tarzı, hayatımızdaki düşünce ve anlayışlarımızın yansıması, dil, bizim varlığımız ve benliğimizdir. Dilini kaybeden insan milletinin manevi gücünü kaybetmiş demektir.  İnsan dilini kabul ettiği millettendir. Dil birliği ruh birliğine giden tek yoldur. Ruh birliği olmadan Türk Birliği sadece boş laftan başka bir şey değildir.

Şu an Rusya’da yaşamakta olan ya da bir zamanları yaşamış olan Türkler için kendi dillerinden Rusça daha da önemlidir. Ruslar dünya bilgi akışından sadece kendilerine gereken bilginin parçasını alır, onu kendi anlayışına göre uyyguladıktan sonra  toplumuna kendi ideolojisine uyarlayarak toplumuna dağıtır. Bu bilgileri biz de kendi dilimize çevirerek kullanırız. Bundan dolaydır ki, biz şu an ana dilimizde okusak da, konuşsak da, çoğu kez söylediklerimiz hatta düşündüklerimiz yabancı millet ruhunun dilimizdeki yansımasıdır. Demek, yeni Türk devletlerinde biz başka millettin dünya görüşü, bilgisi, entelektüel yapsı esasında yaşamaktayız, çocuk terbiyelemekteyiz.

            Şimdi de şunu bir düşünün, böyle şartlarda oluşan ve gelişen düşüncelerimizin değeri ne kadardır? Ayrıca, günümüzde dünya bilgi akışında Rusça’nın payı %2 - %3 oranda olduğunu dikkatete almalıyız.

Biz sadece milli değerler esasında kurulmuş olan kültürel hazine ve bilgi alanını oluşturduğumuzda ve bu hazineden yararlanarak yaşayabildiğimizde ancak gerçek bağımsızlığı elde etmiş ve gerçek gelişme yolunu izlemiş olacağız. Bu da güçlü dile sahip olduğumuz zaman mümkün olabilecektir.

Özbek bilimadamı Bahtiyar Karimov hepimize ortak olacak böyle bir dilin, yani Ortatürkçe-Anatürkçe dilinin oluşması amacıyla bilimsel faaliyetlerini sürdürmektedir. Onun izlemekte olduğu metodoloji hepimize ortak eski Türk Dili’ni yeniden doğurma metodolojisidir.[1] Bu acı kaderi yaşamış olan bir esperanto değildir. O, Türk lehçelerinde en sık kullanılan kelimeleri seçerek ve bu kelimeleri kullanan topluluğun nüfusunu dikkate alarak bir Ana Türk dilini oluşturmayı teklif etmektedir.

Bugün birçok topluluk tarafından kullanılan kelime şüphesiz ki eski Türkçe döneminde de ecdatlarımız tarafından kullanılmıştır. Aynı zamanda az sayılı topluluğun da dilindeki kelime hazinesini önemsemeliyiz, çünkü, bu topluluklarda anlamı daha geniş, daha kökenli kelimeler olabilir.

Böylece Ana Türkçe yeniden doğacak ve sedece iletişim aracı değil, aynı zamanda bilimin, kültürün, sanatın ve  iş dünyasının ortak dili olacaktır.

            Dünya kültüründen haberlerin, bilgilerin Ana Türkçe’ye çevirilmesi bizi birbirimize tercümansız yakınlaştıracaktır.

            Ortatürkçe’yi kullanmakla biz birkaç onyılda uzak köyler dahil eğtim seviyesini yükseltebiliriz. Aynı zamanda bizim bilmlik, kültür ve edebi yapıtlarımız bu dil vasıtasıyla dünya hazinesine dahil olacak: geçmişteki eserler Ana Türkçe’ye çevirilecek ve de yeniler Ana Türkçeyle yazılacaktır.

            Aynı zamanda Ana Türkçe’yle de birlikte her topluluğun Türkçesi de doğal gelişecektir. Ayrıca, Ana Türkçe Kazak Türkçesi dahil her gün yok olmaya yüz tutan ana dillerimizi kurtarabilecek tek yoldur. Eğer bağımsız Kazakistan devletini kuran Kazak halkının dili kaybolmaya yüz tutmuşsa, daha devletleri olmayan Türk toplulukları dillerinin durumunu anlatmaya lüzüm yoktur.

            Şu an birkaç gönül eri bilimadamlarıyla Ana Türkçe’yi basın yayın araçlarında kullanılabilecek derceye ulaştırma çalışmaları sürdürülmekteyiz. Ana Türkçe’nin popüler hale gelebilmesi için biz “Turan” bilgi ajansını kuracağız.

Ayrıca aynı adla kardeş Azerbaycan’da bir ajansınn var olduğunu ve bu ajansın bizi bilgi desteğinden esirgememekte olduğunu, aynı zamanda, bizimle ilgili bilgierin ajans sitesinde yayınlanmakta olduğunu söylemek ve ülküdaşlarıma şükranlarımı sunmak boynumun borcudur. Sağolsunlar!

“Turan” haber ajentası Ana Türkçeyle kendi radiyo ve televizyon kanallarıyla dünya haberlerini çeşitli dillerden çevirerek günlük yayın  yapacaktır. Böylece Ana Türkçe’nin sadece bizde değil aynı zamanda dünyada popüler olmasını başaracağız. Hiçbir Türk topluluğu bugün ana dilini yarınki Ana Türkçe kadar yükseltemeyecektir.

Eğer hükümet tarafından destek sağlanırsa on yıl içerisinde Ana Türkçe gerçek hayatta kullanılabilcecektir.

Ana Türkçe’yle büyüyen gelecek nesil Türkçüllük düşüncesiyle büyüyecektir. Demek ki, Ana Türkçe Türk birliğinin ve Türk’ün yeniden doğuş ve yükselmesinin başlangıcı ve temeli olacaktır.

Bugün kıtlığını hıssetmekte olduğumuz düşüncede birlik meselesi de Ana Türkçe’yle birlikte gelişecektir.

Düşünce birliği amaç birliğinden kaynaklanır. Bizim ortak amacımız ise Türk Dünyası’nın gelişmesine esas olacak kökenlerimizden güç alarak ulu Türk Birliği’ni gerçekleştirmektir. Turan Yazgan, Rafael Muhametdinov ve diğer aydınlarımızın manevi esası  oluşturacağı ve yükselteceğine samimiyetimle inanıyorum. Bizim de bu değerleri her bir Türk’ün yüreğine kadar götüreceğimize inancım tamdır.

Kürüselleşme – tarih sahnesinden sadece dil, kültür gibi milli değerlerimizi değil, aynı zamanda fiziki ve ekonomik yapımızı da silebilir. Türk Dünyasının kökenleri Doğu’da olmasına rağmen toplumsal gelişim yolunda Batı modelini izlemektedir. Bu da Batı modelinin güçlü olmasındandır. Güçlü olması da Batı istilacıların güçlü olmasıyla bağlantılıdır. Ama biz bugün doğrudan Çin’in etkisi alanındayız. Çin’nin ekonomik gelişme modeli dünyadaki en üsütün başarılara imza atmaktadır. Onlar dünyayı ucuz ve kaliteli mallarıyla fethetmiş durumdadır. Eğer biz Çin’e rekabet edebilecek kadar ekonomimizi yükseltmezsek, bizim ekonomimiz çökecek, bugün inşa ettiklerimiz, yaptıklarımız çok uzamadan onalar için hizmet edecektir.

Bundan dolayı dünya tecrübesinin ve Çin ekonomik gelişim modelinin en iyi unsurlarını almalıyız.

Çin başarısına kadar ulaşabileceğimiz ekonomik model dünyada gelişmiş ülkeler tarafından kullanılmakta olan Piyasa Ekonnomisinin Çift Faktörlü Modelidir. Tarafımızca bu model Kazakistan’da uygulandı ve Türk Dünyasın’da da uygulanabilir. Bu modelin ana özelliği işveren ile çalışan faktörünün tek kişide birleşmesidir. Ancak böyle olduğunda tüm kaynaklar verimli kullanılır ve  her Türk hem işyeri sahibi hem de çalışanı olabilir.

Eğer çift faktörlü modeli devlet politikasıyla uyumlu hale getirirsek Çin ekonomik baskısına rekabet edebilecek güçlü ekonomik gelişme kaydedebilirdik.

Bu modeli esasa alan Genel Türk Pazarı dünyanın en güçlü pazarı olacaktır.

Nursultan Nazarbayev Orta Asya Devletler Birliği’nin yanı sıra birliği oluşturacak devletler arasında Serbest Ekonomi Bölgesinin de oluşturulmasına dair bir teklifte bulunmuştur. İşte böyle bir alanda mezkur ekonomik model uygulanabilir ve böyle bir alanda “Yeni Türk”ün doğuşu sözkonusu olabilir.

Türk Dünyası’nın asırlarca çektiği krizler insan faktörüne de etki etmiştir. Biz her şeyi başarabilir ve amacımıza ulaşabiliriz, eğer ki, çağdaş şartlarda çalışabilen, yaşayabilen, manevi zengin, Türk kökenden güç alan kamil Türk insanına ulaşabilirisek.

Bundan dolayı “yeni Türk” insanının teşekkülü en önemlli meselelerdendir.

Diğer milletlerin milli eğitim modellerini, genç nesil eğitiminin en başarılı tarafları araştırılmalı ve uygulanmalıdır. Eğitimi küçük yaştan başlamalı ve sokak faktörü gibi ikinci planlı nedenlerden uzaklaştırmalıdır. Aynı zamanda böyle gençlerin toplum tarafından gereksinim duymasını sağlamalıdır.

Doğal olarak, toplumsal hayat şartları toplumun ulaşabilecek amaçlarına uygun olmalıdır. Sadece gerçek hayat ile eğitim değerlerinin birliği neticesinde amaca ulaşabiliriz. Eğer biz Türk Dünyası’nda istediğimiz yeni Türk insanının daha da çoğunluklu olarak yaşayacağı  güne ve şartlara ulaşabilirisek, işte o zaman Ulu Turan’ın yeniden doğuşu, birey olarak her Türk insanının, millet olarak tüm Türkler’in yükseliş dönemine kavuşmuş olacağız.

Türk evlatlarının her biri doğuştan kişisel onur duygusuna sahiptir. Çünkü onlar Türktürler. Onlar Türk Devletler Birliğinde adil, doğru, dürüst şartlarda yaşamak isterler. Ancak buna Batı demokrasisiyle ulaşmak mümkün değildir. Sloven aydını Slaboy Jijik “Batı demokrasisi; batı monopolistleri için tek tipli tarlayı hazırlama aracıdır” demekle haklıdır.

Türkler’in gereksinimi ile ihtiyaçlarını dahabik demokrasi karşılayabilir.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi “dahabiya” veya   “dahabik sistem”  Türkçe “dana halktın basqaruı” cümlesinin kısaltılmış şeklidir.  Dahabik demokrasi hayat alanlarında, gündelik yaşamda halk tarafından kabul edilen doğruları devlet kanunu olarak kabul eder. Ya da kanun halkın asıl amaçlarını yerine getiren doğrular  sisteminin bütünüdür.

Aynı zamanda her sokakta, her köy veya ilçede, şehirde dahabiya sarayları olmalıdır. Bu saraylarda herkes rahatça toplanabilmeli, istek ve şikayetlerini söyleyebilmeli, her bireyin, her toplumun, her tabakanın bu yasayı yerine getirmesine dikkat etmeldir. Böyle kanunları olan toplumda insanlar arasında, insan ve devlet arasında, devletler arasında adil,  dürüst ve insancıl ilişkiler meydana gelir. Bu Türk’ün doğasına daha da yakındır.

Bu modelin detaylı açıklaması makale halinde BM’in (United Nations Chronicle) yayın organında yayınlanmıştır.

Piyasa ekonomisinin Çift faktörlü modeli ile Dahabik sosyal düzeni gelecekte Türk toplumsal gelişim modeli olabilir.

Gördüğümüz gibi bugün toplumsal gelişimin Türk modeli sadece bakanlıklarda da değil, aynı zamanda benim gibi sıradan insanları düşündüren mesele haline gelmiştir. Öyleyse Türk’ün haykırış, uyanış ve kalkınma zamanı gelmiş demektir.

Sonuç olarak, Türk maneviyatının yendien doğuşu ve yükselişi için DTA Ana Türkçe’nin yapımı hakkında net faaliyetlere başlamalıdır. Bunu için, örneğin, Ana Türkçe’de şarkıların söylendiği Türk Dünyası şarkı festivalini organize etmelidir. Bu etkinlikler geniş kitleler tarafından da desteklenmelidir.

Bizim Asamble kardeş Azerbaycan’ın Karabağ meselesi gibi sorunlara da tarafsız değildir. Ancak, gene de, asamble günlük süreçteki politik meselelerle girmemelidir. Böyle meselelerle meşgül olarak Türk Birliği’nin esaslarının inşasında verimliliğimizi kaybedebiliriz.

Biz yukarıda bahsettiğimiz amaçlara birkaç sene içinde ulaşmak için belirlemiş olduğumuz istikametlere yoğunlaşmalıyız.

Bahsettiğimiz tüm isitkamet ve çalışmalarımızda hükümet organlarından ve tüm Türk halklarımızdan destek ve çalışmalarda işbirliğini yapma arzusundayız.

Böyle bir kurum Türk Dünyası ilişikileri doğrultusunda çalışan Türk devletleri ve halkları temsilcilerinden oluşan bir heyet olabilir ve TÜRKSOY bünyesinden kurulabilir.

Saygıdeğer beyefendiler, hanımefendiler! DTA faaliyetleri için faydalı olabileceğini umduğum bildirimi dikkat ve sabırla dinlediğiniz için saygı ve şükranlarımı sunarım! 


 

[1] Şu an Ana Türkçe Dil Enstitüsünde DTA 5. Kurultayı kararı gereğince dokuz bine yakın en çok kullanılan kelimeler seçilmiş ve bu kelmilerden hareket ederek Ana Türkçe’nin yapımı devam etmektedir. Ana Türkçe kelime hazinesiyle Türkler için ortak bilgi alanını oluşturabilecek kapasiteye sahip olacaktır.